Ölen Asker Ve Arkadaşı

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:45 pm

Asker,en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üstünde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
-Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?
-Delirdin mi? der gibi baktı teğmen… Gitmeye değer mi?
Arkadaşın delik deşik olmuş… Büyük olasılıkla Ölmüştür bile… Kendi hayatını tehlikeye atmaya değmez…
Asker ısrara etti ve teğmen ona “peki” dedi…”Git o zaman”
İnanılması güç bir mucize…
Asker o ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü…
Birlikte siperin içine yuvarlandılar…
Teğmen kanlar içindeki askeri muayene etti… Ve arkadaşına döndü:
-Sana hayatını tehlikeye atmana değmez demiştim, arkadaşın çoktan ölmüş…
-Değdi teğmenim… dedi asker
-Nasıl değdi?… dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?
-Gene de değdi komutanım…
Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağ idi… Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için…
VE ARKADAŞININ SON SÖZLERİNİ HIÇKIRARAK TEKRARLADI…:
-MEHMET!… GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!… demişti arkadaşı…
Geleceğini biliyordum…





Tekirdağında Osman Oğlu İbrahim

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:45 pm

Burdur-Bucak-Kuşbaba Köyü
Hakikatlı validem,
Mahsus selam iderim , iki ellerinden öperim ,hayır duanızı talep iderim .Hamdolsun ,sıhhatteyim. İnşallah
sizlerde sıhhattesiniz.18 Eylül 1915 tarihinde harbe iştirak ettik .Şimdiye kadar ingiliz düşmanımızla muharebe
itmekteyim. İşte şimdi Osmanlı ordusunun kahraman askerleri,ingiliz düşmanlarımızı kahr iderek tamam denize
kadar döktük.Hamd olsun ,daha çok düşmanlarımızı tepeleyeceğiz. Biz Osmanlı askerleriyiz, bize bu Osmanlılık
birinci padişahımız Osman Gazi’den kalmıştır. Asla geri dönmeyiz. Muharebe ettiğimiz gibi mektup yazmaya
elimiz değmiyordu. Biz asker olduğumuz gibi her daim mektup yazamayız; benim bir mektubuma siz beş mektup
yazacaksınız. Herhalde cevabını gönderiniz, inşallah yakın zamanda . Selamet şerefini ihsan eylesin. Elbaki Hüda’
ya emanet olasınız. Valideciğim meram etmeyesiniz,hamd olsun çok rahatım. Ocak 1916. Oğlunuz İbrahim Çavuş.
Adresim: Altıncı Hatem Nizamiye dir.Birinci Taburun İkinci Bölükğün de, Birnci Takımın birinci Mangasında
diyerek yazınız.
Himmetli Biraderim, Muhammet Efendi, Dayım Yusuf Efendi,
Evvela selam ettikten sonra, saniyen iki ellerinizden buse idem ve yengem Kadınlara ayrıca ederim. Biraderim
hanesi tarafına, Kerim Kadınlara, Mahdumum Emin Ağa’ya ayrıca ederim. Büyük Pederim Ahmet Ağa’ya hanesi
tarafına, kızlarına selam ederim. Amcam Mustafa Ağa’ya, Muhammet Efendiye, Dayım Osman Çavuş Ağa’ya, Hacı
Emin Ağa’ya cümlenize selam ederim. Bize selam yok mu diyen ahbaların cümlesine ayrıayrıı selam ederim. Bizim
kadına da selam ederim. Şimdiye kadar mektup yollamadığımın sebebi; Ağustos 31 tarihinde İstanbul’dan hareket
ettik, Eylül’ün 18’inde Arı Burnu’nun sağından harbe girdik. 21 Aralık 1915’te düşmanı kahrettik Allah izniyle.
21 Aralık 1915 günü sabah namazının evvel vaktinde düşmanları denize düktük. 4 Ocak 1916’ da hareket ettik
Tekirdağ’ına geldik. Şimdiye kadar benim elim olmadı,sizde benim nerede olduğumu bilmediniz. Şimdiden geri
ben haftada bir mektup gönderirsem sizde haftada beş mektup göndermelisiniz. Ateş altında bir mektup yazdım, 16
Aralık 1915 tarihini atmadım. Şimdi bu mektup ile ikisini birden yolladım. Kusura bakmayınız, inşallah yakın
vakitte görüşürüz. Ol tarafta her işinizi nasıl ettiğseniz beyan ediniz. Sizden aldığım iki mektup; biri dayım Osman
Çavuş, biri biraderim Muhammed Efendiden. Harp yerinde geldi, vusul buldu,çok memnun oldum. Allah sizleri de
memnun eylesin. Emin olduğumuz yeri soruyordunuz. Şimdi Tekirdağına geldik,şimdilik burdayız. Biraderim
Hakkı Efendiye ,Mustafa Ağa’ya ayrı ayrı selam ederim. Şükürler olsunn paraca sıkılmadım, tütün içmediğim
sebeple; çocuklara tütün içirmeyin. Bir iki ay daha param yeter meram etmeyiniz





BİR BÖLÜK KOMUTANININ MEKTUBU

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:42 pm

(ÇANAKKALE-1915 )
24 Temmuz 1915’te düşman Seddülbahir mıntıkasında ikinci hatta bulunan bölüğümün İlderesi’ni takiben Gaziler Tepesine
yetişmek için silaha sarıldıkları bir günde bütün bölüğe misal olan fedakar dört neferin kahramanlıkları:
Sabah güneşinin doğmasıyla birlikte yüzlerce topun soğuk namlusundan müthiş seslerle çıkan mermilere asabiyetle
yumruklarını sıkan askerlerim,düşman üzerine atılmak ve onları . yere sermak için dört gözle bekletilen ileri hareketin emrini aldı.
Gaziler’itakviyeye gidiyorduk .
İlderesi, düşmanın yüzlerce mermisin düştüğü yer olup, buradan geçmek biraz tehlikeli ise de , düşmandan intikam için
bütün bedenleri titreyen askerim, din kardeşlerine yetişmeğe mani olan her şeye bir alakalı bakışla, fırlayarak ileri atıldılar.
Yol üzerinde her . nasılsa düşman mermisinden ateş alan bir sandık cephane, yolu bütün bütün
kapamış,dini,vatanı, milleti için yoldan geçmeye çırpınan bu Türk kalpleri, civardan tedarik ettiği kum torbalarını
omuzlayarak yanan sandık üzerine hemen dördü birden atıldı. İki saniye sonra sandık, torbalar altında kalmış ve
yolumuza mani olacak müşkülat ortadan kaldırılmıştı.
Bu dört askerin cesareti ve fedakarlığı sayesinde İlderesi yolu açıldı. Tam zamanında Gaziler’de bulunan
silah arkadaşlarını yetişmek mümkün oldu ise de, Ethem Onbaşı ismindeki nefer bu vazifeyi yerine getirdikten
sonra sol kalçasından şarapnel misketi ile yaralanarak şu sözleri söyledi:
“Bir senedir kullandığım silahımla hunhar düşmana bir kurşun atmadan hastaneye gidiyorum. Bari benim
intikamımı . siz alın” diye ellerime kapandı ve sulu gözletinden yaşllar akıtarak ayrıldı.
Bu dört yavrunun azmini değil kurşun, süngüler ,toplar bile kesemediğinden kahramanca
haraketleri,ecdatımızın Osmanlı Tarihindeki sırasına geçmekle, gelecek nesillere yadigar olmak üzere isimlerinin
zikr olunmasını görev bilirim.





Ömer Onbaşı

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:41 pm

Harp cephesinde Ömer Onbaşıdan köyden küçük kardaşına,
Benim nur-i ‘ aynım ve ciğer köşem birader-i can beraberim, efendim, mahsusen selam ve dualar olunub
hatır-ı nazikaneleri istifsar kılınmakta ve gülden nazik demirden pek vüdud-ı nazeninleri daima sıhhat ve afiyet
üzere olup Cenab-ı Hak Teala hazretleri cenabının bilcümle cismi latif ve ruh-i şerifinize sıhhat ve afiyet ihsan
edip hak yüzü suyu hürmetine savn-ı samedaniyyesinde ileriye geriye gitmeyerek masumlar buyara amin. Duaları
Hüdaya amma ba’d ile ithaf olunub eğer çi bu taraftan sual-i şerif ve erzani-i latif buyurulursa hafazanallah
tarih-i şukkaya değin vücud-i behbudumuz afeyet üzere olup…
Benim bidancik kardeşim Muhammed.
Pek iyi bilinya Muhammed, onbaşı olduk da hala okuyup yazmak öğrenemedik! Başçavuşumuz Hüseyin
Efendiden irica ettim, sana şu gözel mektubu yazmağa başladı. Hele bir kerecik dinleyim dedim; okudu, bişey
anlamadım. Ama mektub böyle yazılırmış katibcesi bu imiş; hoca efendilerden böyle öğrenilirmiş; benim neyime
gerek? Koca Başçavuşun eline ayağına sarıldım. Yarım saat ircalar ettim. Hele hele Allah’a bin şükür ağzımdan
ne çıkarsa yazıvereceğine söz aldım. Ama pek de cahilce şeyler söylersem düzeltiverecek. Buna da ben ırazı oldum.
Ne yaparsın, cahil kalmanın sonu işte budur!
Ağabeyin Ömer Onbaşı
Makam-ı Küçük Biraderim Mehmet Efendi
Hatır-ı şeriflerinin istifsar idüb mahsus dide-i enverlerini bus edip ol tarafta . bizi sual edenleri ferden ferden
selam ve dualar eyleyüb hamd olsun tarih-i şukkaya değin vücudumuz sıhhat ve afiyet üzere olduğunu arz ile
duanız berekati ile rahatta bulunduğumuzu ve selamet ile asude bal-ı bi-ibtihal kaldığımızı ba’de’I-beyan ciğer
köşem makam-ı evladım ferzendimden ircam şudur ki ağan tarafından , laf aramızda , onun . kendi ağzından çıktığı
gibi siz efendime yazacağım şu şukka-ı hulusi çok irca ederim. Köyde kimseye okumayasın. Bizim Hüseyin Çavuş
yeni cahil olmuş derler ve benimle zevklenirler. Sakın ha Mehmed oğlum sen sen olasın mektubu kimseye
göstermeyesin. Sen efendim artık kıraat da imla da öğrendim şu mektubumu zahmet çekmeden kendin pek . güzel
kendine okursun. İhtiyar amcana sakın köyün aklı başında ağalarından fena sözler getirmeğe zinhar sebebiyet
verme ki tasaddi etmeyesin. Mehmed Efendi sonra seni ferzend-i celilü’ş-şanıma istemeyerek beddualar okurum.
Şöyle bilüp ona göre davranmaya gayret eyle. Baki cümleye ve bütün köy ahalisine selamlarımla dualarımı
edegör. Allah da seni feyzlendire. Evlatcağızım vesselam ve selavat efendim.
Bölük Emini ve Başçavuş Hüseyin
Benim tek kardeşçiğim Mehmed
Sen bensiz oralarda ne yapıyon? Ne iş tutuyon?Haber ver bakalım:Koca nine zahirelerimizi öğütdü mü?
Köyün değirmeni işliyor mu?Şimdicik ben kalksam da köye geliversem bir dilim ekmek bulub verebilin mi? Küçük
bınar daştı mı? Daşmadıysa susuzluk çekersiniz,vah vah.Bana bak oğlum:Şimdicik çocuklar delikanlı yerine
geçtiler.Sen de davran Koca ninene,köyün ihtiyarlarına yardım et.Sana ne verirlerse yapıvir,anladın mı? Sen beş
vakit namazını kılıyon mu? Yoksa tenbel tenbel sokaklarda mı dolaşıyon? Aman Mehmedim beş vakit namazını
sakın sakın terk idmeyesin.Namazını kılmazsan,orucunu tutmazsan Hak Te’ala Hazretleri seni sevmez;beş sene
sonra asker olunca yüzünde nur-i . pir görülmez.Sonra senin adını bölükte “yüzü şavksız Mehmed”koyarlar.
Bizim köyün mekteb hocası köy hocası olacak adam değildir,büyük ulemadır.Sen beni dinle,neyine lazım?
Hoca efendinin eteğine yapışasın.Sen ondan daha yigirmi bin ilim kaparsın.Bizleri sorarsan,ah oğlum bilsen cenk
de neler,ne babayiğitlikler gösteriyoruz.
Ağabeyin Emir Onbaşı
Ciğerköşem Mehmed Efendi,
Ağan şimdi de bizim askerliğimizi kaba lisanıyla yazdırmağa kalkışıb bu işe tahammül olunamayıp her ne
kadar bura ahvalini kendim yazsam ve güzelce anlatan demiş isem de elime ayağıma sarılıp Allah (illa) benim
istediğim gibi yazacaksın deyub pek çok ve aşırı derecede iricalarda bulunduğundan ve zamanımızın dahi ol
mertebe müsaadesi kalmadığından her ne dedi ise aynen yazıb iş bu şukkayı bitirmeğe gayret eylediğin malum olub
gözlerinizden bus eylediğin herhalde beyan olunur.Küçük biraderim canberaberim efendim hazretleri.
Bölük Emini ve Başçavuş Hüseyin
Bitanecik kardeşim,oğlum Mehmed,
Sen daha küçüksün aklın ermez amma Türk oğlu cenge girince aslan kesilir.Hey babam hey! Buraya geldik
geleli öyle cenk ediyoruz ki yerlerden babalarımız,başlarını kaldırıyor,bize bakıyor.Göklerden melekler iniyor.Ne
dersin Mehmed? Ben bir gece iki melek gördüm.Biri geldi,omzuma gondu; öbürüde gözümüzün önünde uçuşdu
durdu.Ama nasıl? Düşman yaylım ateş ediyordu.Kurşunlar dolu tanesi gibi yağıyordu.Bu melekleri bizim büyük
şefaatci peygamberimiz beni korumağa göndermişti.Dualar edem dedim kollarımı galdıramam ki…Gelsin yaylım
ateş! mavzerime gurşun yetiştiremiyordum.Derken melekler uçuverdiler.Düşman da kaçtı,kaçtı teres! Hala
ovalarda gölgelerini görüyorum be.Ama biz şehid vermedik mi,gazilerimiz yaralı düşmedi mi? Ne söylüyon?
Kıyamet gibi bir şey oldu.Yalnız bizim bölükden on iki yaralı saydılar.Dört tane şehidimiz vardı.Oh! Şimdicik
ağlayacağım.O arkadaşlarımdan bir danesi benim gucağıma düştü.Hasangilin Kara Ali bilin ya,işte o aslan
babayiğit birden bire yığılıverdi.Göğsünden bir gurşun yemişdi.Bana dediki “Bölük eminine yazdırıver
arkadaş,ben ölüyorum,memlekete yazdır da bana ağlamasınlar.Ben öldüm amma donuz düşman da kaçtı”.O zaman
demincek bana gelen melekleri yine gördüm.Şehid arkadaşımın etrafında nurlar saçarak dolaştılar,dolaştılar
onun-Mevla rahmet eylesin-asker canını aldılar.Cennete ilettiler.Goca Kara Ali o zaman nede güzel
gülüyordu,görsen!…Lakin inşallah göreceksin.Hele birkaç sene daha sabret! Hazırlan, silahını kullanmayı
öğren.Kendine çelik gibi göğde yap.
O zaman inşallah bu düşmana gelirsen,benim geberttiğim kadar mel’un gebertirsin.İnanır mısın,Mehmed,bu
harpde kendi elimle öldürdüğüm Moskof yirmiyi geçti be! İşte askerlik böyledir,yirmi kişi öldürürüm,bizim ilde
yirmi bin kişi yaşar.Hangi birini söyleyeyim,dizim dibinde şehid olan Kara Ali’yi sakın unutma ha o melekler
senin rüyana girsin.Mehmed! Düşmanı kırıyoruz,vuruyoruz,bitiriyoruz,orduya namazlarında dua et ağanıda ara
sıra hatırla sen daha ma’sumsun,orduya dua edersin,Allah kabul eder.Beni hatırlarsan vücudumdan kurşun
geçmez.Ben şehit olmak isterim.Ama önce seni büyütmeliyim ellerimle askere vermeliyim,sonra beraber cenge
gitmeliyiz.Ben de Kara Ali gibi senin dizinin dibinde şehid olayım,anladın mı oğlum?Daha ziyade
yazdıramayacağım zira gözlerimden sıcak bir şey dökülüyor . gibi oluyor.Beni soranların hepsine çok çok selamlar
ederim.
Ağabeyin Ömer Onbaşı
Makam-ı küçük biraderim Mehmed Efendi,
Ağanın bu sözleri üzerine benimde gözlerim yaşarıb artık bir diyecek galmayub Hüda’nın birliğine emanet
olasın.
Bölük Emini ve Başçavuş Hüseyin





Askerin İstediği

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:40 pm

Çanakkale harbi sırasında saf ve temiz bir asker, emir eri olarak ayrılır komutanı tarafından. Fakat Askerin gönlü emir eri olmaya razı değildir ama askeri kurallara riayet etmek zorundadır. Harp kızıştığı bir sırada Asker dayanamaz komutanına çıkarak ;

“Komutanım, bizim köyde imamdan duymuştum. Düşmana karşı şehit olanlara Allah huri kızı . veriyormuş. İzin verin bende savaşıp vatanım için, Allah için şehit olup huri kızı kazanayım” diye ricada bulundu…

Komutan askere bakıp söylediği sözlere gülerek “Hadi git işine bak ” diyerek başından savar. Asker birkaç gün sonra yine komutana çıkar yine aynı sözleri tekrarlar, cephede düşmanla çarpışmak istediğini söyler. Komutan Askere acır, çünkü giden geri gelmiyor.”Oğlum başka işin yok mu senin ” diye söylenir. Asker;

“Komutanım; ben fakir bir köylüyüm. Köyde bana kız vermezler. Fakirim diye hor görüyorlar. Ne olur izin verin, belki şehit olurum ve huri kızıyla evlenirim ” diye yalvarır. Bu yalvarış günlerce böyle devam eder.. Komutanın canı . iyice sıkılmıştır. “Hadi git huri kızı ile evlen bakalım “diyerek onu cephenin en ön saflarına gönderir. Aynı gün ön safta çarpışan Mehmetçik alnına yediği tek kurşunla şehit olur.

İki taraf için yaralı ve ölüleri taşımak için verilen arada, komutan cesetler arasında kendi Askerini, yani emir erini görür. Üzülür, canı . sıkılarak “Bu kadar ısrar etmesi bunun için miydi ” diye düşünür. Sonra Mehmetçiğin cesedine yönelerek sinirli bir şekilde seslenir.

“Aldın mı huri kızını ha,aldın mı ? ” der. Bu sırada bir mucize gerçekleşir. Yerde yatan cansız Mehmetçik sağ elini havaya kaldırarak iki parmağını gösterir komutanına ve “Hem de iki . tane ” der ve kalkan eli hemen geri düşer.





Çanakkale Cephesinden Asker Mektupları

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:40 pm

18-19 “M” 331 Kazım
Sevgili Kardeşim,
Ben vatan ve millet uğrunda bana düşen vazifeyi ifa ettim. Artık gerisini size terk ediyorum. Ben cümlenize
hakkımı helal ettim, tabiidir ki siz de helal edersiniz. Hemşiremin, Ziyanın kemali hasretiyle gözlerinden öperim.
Muhterem amcamın ellerinden öperek dualarını her zaman beklerim. Çoluk çocuğumu evvel Cenabı Hakka sonra
vatan ve millete ve sizlere emanet ederim. Sevgili valideme, aileme, çocuklara güzel bakınız. Tahsillerine himmet
ediniz. Maaşlarının tahsisi, icap eden muamelenin ifası için arkadaşlardan alayımızın tabur katibi ve aynı
zamanda alay naibi bulunan Hasan Efendiye yazdım. Bulunduğum fırkanın kumandanı Miralay Remzi Beydir
Alay Kumandanı Binbaşı Halil Beydir. Bu isimler size lazım olursa kendileri ile muhabere edersiniz. Binbaşımız
Şevki Beyde benim gibi tehlikede bulunduğu için sağ kalırsa ona da müracaat edersiniz. Kolordu kumandanımız
malum olduğu üzere Esat Paşa Hazretleridir. Hayvanım hakkında lazım gelen muamele içinde katip efendiye
yazdım. Oradaki hakkımı da çocuklarım için yazdım. Sana çok rica ederim, efradı ailemi, validemi hiçbir vakit
üzme. Daima rıfk ile muamele et. Bana acımasınlar. Ben mukaddes vatan uğruna terk-i can ettim, bahtiyarım.
Cenabı Hâke sizleri de bahtiyar bulunsun. Baki cümlenizi Cenabı Hakka emanet ederim sevgili kardeşim.
Yüzbaşı Kazım Efendi bu mektubu yazdıktan tam 26 gün sonra hissettiği
veçhile şehit olmuştur. Yukarıdaki mektup onun son mektubudur.





BİR ŞEHİDİMİZİN SON MEKTUBU

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:39 pm

Çanakkale Savaşlarında şehit olan Kolağası Mehmet Tevfik Bey
Ovacık Karibindeki Ordugahtan 31 Mayıs 1915 Pazartesi
Sebebi hayatım. Feyz-ü refikim. Sevgili Babacığım Valideciğim.
Arıburnunda ilk girdiğim müdhiş muharebede sağ yanımdan ve pantolumdan kurşun geçti, ham-dolsun
kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra
olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.
Hamdü senalar olsun Cenab-ı Hakk’a ki beni bu rütbeye kadar isal etti. Yine mukadderati ilahiye olarak
beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek
mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i Feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz. Cenab-ı Hakk’a ve sizlere çok
teşekkürler . ederim. Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün haketmek zamanıdır.Vazife-i Mukaddese-i
Va-taniyeyi ifaya cehdediyorum.Rütbe-i Şehadete suudedersem Cenab-ı Hakk’ın en sevimli kulu olduğuma kanaat
edeceğim.Asker olduğum için bu her zaman benim için pek yakındır,sevgili babacığım ve valideciğim.Göz bebeğim
olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğimi evvela Cenab-ı Hakk’ın saniyen sizin hümayenize tevdi
ediyorum.Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız.Oğlumun talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte
lütfen sayediniz.Servetimizin olmadığı malumdur.Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem,İstesemde pek
beyhudedir.Refikama hitaben yazdığım mel-fuf mektubu lütfen kendi eline veriniz.Ağlayacak üzülecek tabii
müteselli ediniz.Mukadderat-ı ilahiye edecek vech ile veriniz.Münevverin hafızasında veyahut kendi defterinde
mukayyet duyunat da doğrudur.Münevver’e . yazdığı mektubum daha mufassaldır kendisinden sorunuz.Sevgili baba
ve valideciğim.Belki bimiyerek size karşı da kusur etmişimdir,beni affet mukadderatı ilahiye böyleymiş hakkını
helal et ruhunu şadet,yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih’e sende yardım et.Sizi de Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve
himayesine tevdi ediyorum.Ey akraba ve ehibba ve evda cümlenize elveda,cümleniz hakkınızı helal ediniz.Benim
tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun.Elveda elveda cümlenizi Cenab-ı Hakk-a tevdi ve emanet
ediyorum.Ebediyen Allah’a ısmarladım.Sevgili, babacığım ve valideciğim.
Oğlunuz Mehmet Tevfik





Bir Asker Anlatıyor

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:38 pm

1974 teki Kıbrıs çıkarmasına katılan bir asker anlatıyor:

Çok şiddetli bir taarruz vardı. Mermiler kulağımızımın dibinden geçiyordu. Siperde daha önce hiç görmediğim bir asker yanıma yaklaştı. Belli ki bizim birlikten değildi. Bir zarf çıkardı ve:

Memlekete dönünce bu zarfı, üzerindeki adrese bırakır mısın?
-İkimiz de döneriz inşallah dedim.

Israrla kendisinin dönemeyeceğini, benim ise memleketime ve aileme kavuşacağımı söylüyordu. Biraz isteksiz de olsa zarfı aldım. Ancak o çatışma sırasında birbirimizi kaybettik. Taarruz bitip memleketime döndüğümden bir iki yıl sonra eski eşyaları karıştırırken o zarfı buldum. Unuttuğum görevi, geç de olsa yerine getirmek için İstanbul a gittim. Üzerindeki adres, Akasaray da eski bir eve götürdü beni. Kapıyı yaşlı bir amca açtı.

Merhaba amca. Ben Kıbrıs ta savaşan oğlunuzdan bir mektup getirdim. Belki kendiside gelmiştir.
Bizim Kıbrıs ta savaşan oğlumuz yoktu

Beni içeri davet ettiler. Eşi, bir fotoğraf albümü ile geldi. Fotğrafları gösterip:

- Sana zarfı bu genç mi verdi?
- Evet. Çok iyi hatırlıyorum. Buydu. ve işte o an beni şok eden ve hala aklımı başından alan şu cevabı verdi:
- Bu çocuk benim oğlumdu. Fakat onu 15 sene önce Kore harbinde şehit verdik!!…





Anzaklı Ömerin Hikayesi 2

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:38 pm

Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim. Gözlerimi açtığımda kendimi yabancı insanların arasında buldum. Nasıl korktuğumu anlatamam. İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya… Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmıyorlar, yaralarımı sarmışlar. İyice kendime gelince bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler . bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şok olmuştum doğrusu..
Dedim ki kendi kendime:
-Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar… Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi.. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler.. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla Yazıklar olsun bana dedim. Böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum, niye savaşmaya gelmişim? Bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış diyerek pişman oldum.. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki… Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce.. Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu Türk bayrağı dövmesini yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte..” Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: Talihin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarf eden bir Türk… Ne garip değil mi? Avustralyadan Amerikaya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar, buna bütün kalbimle inanıyorum. Peşinden nemli gözlerle
-Bana adınızı söyler misiniz? dedi.
“Ömer” cevabını verdim.
Merakla tekrar sordu:
-Peki niçin Ömer ismini vermişler sana?”
-Babam Müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş.
-Senin adın Müslüman adı mı?





Anzaklı Ömerin Hikayesi 3

Pazar 26 Ekim 2008 @ 9:37 pm

Ben
-Evet, Müslüman adı” deyince yüzüme baktı,doğrulmak istedi. Onun yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:
-Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Josef Miller idi, şimdiden sonra “Anzaklı Ömer” olsun.
-”Olsun” dedim.
-”Peki doktor beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?”
Şaşırdım, nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti. Meğer o bunu hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadığı için gerçekleştirememiş..
-”Tabii” dedim.. “Müslüman olmak çok kolay.” Sonra kendisine imanın ve İslamın şartlarını anlattım, kabul etti. Hem kelime-i şahadet getiriyor, hem de ağlıyordu.. Mırıldandı:
-Siz Müslümanlar tespih çekersiniz, bana da bir tespih bulsan da ben de yattığım yerden tespih çekerek Allahımı ansam olur mu?
Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakkı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Hemen bir tespih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tespih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti.
-Beni yalnız bırakma olur mu?”
-Ne gibi Ömer amca?
-Ara sıra gel de bana İslamiyeti anlat!.. Sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.” O günden sonra her gün yanına gittim, bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam . hatırlamıyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum;
“Doktor Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gidin!
Hemen yukarı çıktım. Ömer amcanın odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tespih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. Hemen başucuna oturdum, kendisine kelime-i şahadet söylettirdim, o şekilde kucağımda ruhunu teslim etti…
Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, ağladim…





«« Previous Posts